ezgisah:

musispoed:

Yılmaz Güney: Nebahat, benim Mona Roza’mdır.”Yılmaz Güney - Nebahat Çehre aşkının fırtınalı günleridir. Nebahat Çehre, Yılmaz Güney’den boşanmak üzere dava açmıştır. Magazin basını, günlerce bu konuyu işler. Yılmaz Güney; gazetecileri, Ayazpaşa’da Birsen Menekşeli ile oynadığı Marmara Hasan filminin setinde kabul eder. Rol gereği siyah kıvırcık saçları hafif beyazlatılmıştır. Yüzünde üzgün bir belirti vardır. Gazetecilerin olay hakkındaki sorusuna Sezai Karakoç’un şu dizeleriyle karşılık verir:“Kırgın kırgın bakma yüzüme RozaHenüz dinlemedin benden türkülerBenim aşkım sığmaz öyle her saza,En güzel türküyü bir kurşun söyler”“Bu dizeler, benim aşkımı, sevgimi özetler. Nebahat, benim Mona Roza’mdır” diye ekler Yılmaz Güney. Yirmi beş yaşındaki Nebahat Çehre, parmaklarıyla elindeki eşarbın uçlarıyla oynayarak Mona Roza’yı dinler; yüzü güler. Yılmaz Güney, aynı dizeleri, Balatlı Arif filminde, bu kez rol icabı okur Nebahat Çehre’ye.”Sıddık Akbayır, Şair Hikâyeleri: Şair’in Sineması

Ne güzel demiş :)

ezgisah:

musispoed:

Yılmaz Güney: Nebahat, benim Mona Roza’mdır.

”Yılmaz Güney - Nebahat Çehre aşkının fırtınalı günleridir. Nebahat Çehre, Yılmaz Güney’den boşanmak üzere dava açmıştır. Magazin basını, günlerce bu konuyu işler. Yılmaz Güney; gazetecileri, Ayazpaşa’da Birsen Menekşeli ile oynadığı Marmara Hasan filminin setinde kabul eder. Rol gereği siyah kıvırcık saçları hafif beyazlatılmıştır. Yüzünde üzgün bir belirti vardır. Gazetecilerin olay hakkındaki sorusuna Sezai Karakoç’un şu dizeleriyle karşılık verir:

“Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza,
En güzel türküyü bir kurşun söyler”

“Bu dizeler, benim aşkımı, sevgimi özetler. Nebahat, benim Mona Roza’mdır” diye ekler Yılmaz Güney. 

Yirmi beş yaşındaki Nebahat Çehre, parmaklarıyla elindeki eşarbın uçlarıyla oynayarak Mona Roza’yı dinler; yüzü güler. Yılmaz Güney, aynı dizeleri, Balatlı Arif filminde, bu kez rol icabı okur Nebahat Çehre’ye.”

Sıddık Akbayır, Şair Hikâyeleri: Şair’in Sineması

Ne güzel demiş :)

— 16 yorumla 10 saat önce
Uçakların Roboskili çocuklara kurdurduğu hayaller
*Türk Hava Yolları’nın dün yeni bir reklamı yayınlandı. İlginçtir bu sefer Kobe Bryant, Lionel Messi ve Manchester United takımı yoktu. Iğdırlı 4 tane çocuğun uçaklara bakarak kurdukları havalimanı hayalini anlatıyor reklam. Çocukların oynaması vesilesiyle reklamın yayınlanması için de belli, 23 Nisan günü seçilmişti. Reklamın yayınlanmasından sonra da Twitter’da THY en çok konuşulanlar listesine girdi. Konu başlığı altında atılan tweetleri görünce herkesin oldukça duygulandığını okudum ve de THY’yi de bolca tebrik ettiğini gördüm.

Ben reklamı izledikten sonra ise ilk olarak Roboski Köyü’ndeki bir çocuğun bu reklamı izlerken ne hissettiğini düşündüm. Iğdır için çekilen bu reklam yine Şırnak için, Hakkari için de çekilebilir miydi acaba? Acaba Roboski’deki bir çocuk hiç cüret edip de sivil olan bir yolcu uçağını bile gözlerini kestirerek ellerini uzatarak tutmak istemiş midir? Aralarından hiç pilot olmak isteyen çıkmış mıdır? En basitinden eline bir kağıt parçası aldığında hiç onu kıvırıp bir uçak yapıp uçurtan olmuş mudur?Duygu sömürüsü yapmıyorum, aksine bu reklamda gerçeklik payı görerek, o çocuklar için duygulanan, içleri acıyan kişilere asıl durumu göstermek ve hatırlatmak istiyorum.
29 Ekim ve 30 Ağustos’ta büyükşehirlerde yapılan gösterilerdeki savaş uçaklarını görmek için çocuklar heyecanlanırken, Roboski’de çocuklar ne zaman bir uçak sesi duysa sığınacak bir delik ararlar ve akıllarına gelir katledilen 34 can. Tıpkı 1994 yılında yine Şırnak’ın Kuşkonar ile Koçağılı Köyü’nde yine savaş uçaklarının katlettiği 38 can gibi. Evinden çıkıp birkaç kilometre uzaklıktaki okuluna yürüyerek giderken başını yana çevirip baktığı dağlara bombalar bırakan savaş uçaklarını hatırlarlar. Gecenin bir vaktinde veya herhangi bir sabahın köründe uykusunu bölen savaş uçaklarının sesini hatırlar.Kısacası THY’nin “Hayal Edince” mottosuyla çıkardığı bu reklamdaki çocuk profilinin o coğrafyayla uzaktan yakından alakası yok. Evet hayalleri var ama uçakların getirdikleriyle değil, uçakların götürdüğü canlarla kurmuş oldukları ütopik hayalleri var. Uçakların tekrar babalarını, kardeşlerini ve arkadaşlarını katletmesin diye dilekleri var. Ve elbet üzerinden 848 gün geçen Roboski Katliamı için bir de adalet hayalleri var.
|Serhat Baş / 24 Nisan 2014

Uçakların Roboskili çocuklara kurdurduğu hayaller

*Türk Hava Yolları’nın dün yeni bir reklamı yayınlandı. İlginçtir bu sefer Kobe Bryant, Lionel Messi ve Manchester United takımı yoktu. Iğdırlı 4 tane çocuğun uçaklara bakarak kurdukları havalimanı hayalini anlatıyor reklam. Çocukların oynaması vesilesiyle reklamın yayınlanması için de belli, 23 Nisan günü seçilmişti. Reklamın yayınlanmasından sonra da Twitter’da THY en çok konuşulanlar listesine girdi. Konu başlığı altında atılan tweetleri görünce herkesin oldukça duygulandığını okudum ve de THY’yi de bolca tebrik ettiğini gördüm.

Ben reklamı izledikten sonra ise ilk olarak Roboski Köyü’ndeki bir çocuğun bu reklamı izlerken ne hissettiğini düşündüm. Iğdır için çekilen bu reklam yine Şırnak için, Hakkari için de çekilebilir miydi acaba? Acaba Roboski’deki bir çocuk hiç cüret edip de sivil olan bir yolcu uçağını bile gözlerini kestirerek ellerini uzatarak tutmak istemiş midir? Aralarından hiç pilot olmak isteyen çıkmış mıdır? En basitinden eline bir kağıt parçası aldığında hiç onu kıvırıp bir uçak yapıp uçurtan olmuş mudur?
Duygu sömürüsü yapmıyorum, aksine bu reklamda gerçeklik payı görerek, o çocuklar için duygulanan, içleri acıyan kişilere asıl durumu göstermek ve hatırlatmak istiyorum.

29 Ekim ve 30 Ağustos’ta büyükşehirlerde yapılan gösterilerdeki savaş uçaklarını görmek için çocuklar heyecanlanırken, Roboski’de çocuklar ne zaman bir uçak sesi duysa sığınacak bir delik ararlar ve akıllarına gelir katledilen 34 can. Tıpkı 1994 yılında yine Şırnak’ın Kuşkonar ile Koçağılı Köyü’nde yine savaş uçaklarının katlettiği 38 can gibi. Evinden çıkıp birkaç kilometre uzaklıktaki okuluna yürüyerek giderken başını yana çevirip baktığı dağlara bombalar bırakan savaş uçaklarını hatırlarlar. Gecenin bir vaktinde veya herhangi bir sabahın köründe uykusunu bölen savaş uçaklarının sesini hatırlar.
Kısacası THY’nin “Hayal Edince” mottosuyla çıkardığı bu reklamdaki çocuk profilinin o coğrafyayla uzaktan yakından alakası yok. Evet hayalleri var ama uçakların getirdikleriyle değil, uçakların götürdüğü canlarla kurmuş oldukları ütopik hayalleri var. Uçakların tekrar babalarını, kardeşlerini ve arkadaşlarını katletmesin diye dilekleri var. Ve elbet üzerinden 848 gün geçen Roboski Katliamı için bir de adalet hayalleri var.

|Serhat Baş / 24 Nisan 2014

— 38 yorumla 16 saat önce
#serhat baş  #radikal blog  #thy  #roboski  #koçgiri 

ibrahimatas:

“Bu kuklaların kukla olmadığı besbelli
Ne söyledilerse tıpıtıpına gerçek besbelli
Altın saçlarını yana atışı yok mu Lilinin
Lilinin yağdan kıl çekercesine inanışı
Lilinin yağdan kıl çekercesine yaşayışı yok mu
Kuklalar titremesin ne yapsın
Kuklaların kukla olmadığı besbelli
Lilinin çekip gideceği besbelli
Lilinin dönüp geleceği besbelli
Ekmek ha bakkalın olmuş ha Cabaret de Paris’nin
Sen herhangi bir ekmek yiyeceksin işte Lili
Ekmek ne kadar Allahınsa Lili de o kadar Allahın Lili
Yüzün ruhun kadar aydınlık ya Lili
Gönlün soğuk sular güzel aynalar gibi ya Lili
Anladın ya kutunun içinden çıkan mendil
Olamaz Üstüdardan geçeriken bulduğun mendil

-Bizi bırakıp nereye gidiyorsun Lili
Demek bizi bırakıp gidiyorsun Lili
Sen daima güzeller güzelini bulursun Lili
Sen istesen de taş yürekli olamazsın
Sen daima güzeller güzeli olursun Lili
Demek gideceksin arkana dönüp bakmayacaksın
Hangi kuş hangi şafakta ölecek görmeyeceksin
Öyleyse al bu kürkü bu veda kürkünü Lili
Tüyleri şiirler olan bu mahcup kürkü
Sen daima Sultanlar Sultanı olursun Lili
Demek sen gidiyorsun Lili
Bizi öpmeden mi gideceksin Lili

Lilinin güneşin altında duruşu yok mu
Perdeleri sıyırıp çirkin adamı burnundan yakalayışı yok mu
Eline bavulunu alışı yollara koyuluşu yok mu
Çirkin adamın güzel adam oluşu yok mu
Yaklaşıp onu saçlarından yakalayışı
Uzaklaşıp yollarda yol oluşu yok mu
Lilinin bir tavşan gibi koşuşu
Keklik gibi dönüp bakışı ve yıldırım gibi koşuşu yok mu
Adam da tam o zaman kapıdan çıkmaz mı dışarı
Lilinin adamın boynuna çocukça ve çılgınca atılışı yok mu

Ben konuşmasını bilmem Lili”

— Sezai Karakoç

— 22 yorumla 16 saat önce

ibrahimatas:

beni bir kere dövdüler çok gözlüklüydüm 
daha bere giyiyordum bıyıklarım da duruyor 
büyükdere’de dövdüler emirgân ve birileri 
geceleyin dövdüler dişlerimi tükürdüm 

emirgan’la aramız çok eskiden beri yok 
niye ölmedim diye bana bozuluyor 
ötekiler şurda burda azar azar gördüğüm 
çakıdan bozma itler sustalı birileri 
fakat çok fena dövdüler size ne söylüyorum 
bir vakit omuzlarım tutmadı dişlerimi tükürdüm 

boşyerlerime vurdular yumrukları duruyor 
gecenin bir saatinde gizlice kustum 
bir böcek yürüyordu boynumdan içeri 
burnum mu kanıyordu ağlıyor muydum 
büyükdere’de dövdüler emirgân ve birileri 
ayıran eden çıkmadı susadım su veren yok 
kavgalı olmasaydık belki seni düşünürdüm 
çocuk sıcaklığına sığınıp uyumayı 
omzum bir vakit tutmadı dişlerimi tükürdüm 

fakat çok fena dövdüler size ne söylüyorum 
daha bere giyiyordum bıyıklarım da duruyor 
hiç kimse o halimde görsün istemiyordum 
eczane aramak filan aklımdan geçmedi 
sıcak bir şeyler içmek otelde motelde 
kavgalı olmasaydık belki seni düşünürdüm 
dağıtılmış suratımı avuçlarına saklamayı 
ağlamayı düşünürdüm kim bilir belki de 
bir vakit omzum tutmadı dişlerimi tükürdüm 

beni bir kere dövdüler çok gözlüklüydüm 
daha bere giyiyordum bıyıklarım da duruyor 
büyükdere’de dövdüler emirgân ve birileri 
senin için dövdüler dişlerimi tükürdüm 

Attila İlhan 

(ibrahimatas gönderdi)

— 33 yorumla 1 gün önce
"uçurtmamız tellere filan takılmadı
mesele o kadar basit değil
uçurtmamız tellere takılsın diye
buraya tel örgüler taktılar
yani senin anlayacağın
düşmedik güzel kardeşim
ittiler
hadi soruyorum sana
- bizler bu kadar kötü numaraları yedik mi?
tamam
bir yere kadar
tabi ki evet
bal gibi de yuttuk
ama artık ÇÜŞ
artık OHA
artık YETER YANİ"
Tekin Deniz
— 6 yorumla 2 gün önce
#Tekin Deniz 


Sî û Sê Gûle

Ev çiya çiyayê mengeneyê
Dema li wanê roj davê
Ev çiya zarokê
Nemrûde dema li hember nemrûd roj davê
Aliyeki te berf digre, bergeha
Qetqase aliyeki le siccade, milkê eceme
Li seri gusiyên cemedê
Li ser avan kevokên revok
Keriyê xezalan.
û refên kewên gozel…
Mêrxasi nayê inkarkirin
Di serê yeke-yek de ew qet ne
Ketin binji hezar salan virve zilamên vê derê
Agahdarîya hatinê em ji ku der-hi bidin
Nerefê qulingane, ev
Ne koma stêrane li ezman
Dilê bi si û sê gule
Si û sê kaniyên xwinê
Na herike

Ji bin kas kivroskek rabû
Pist belek
Zik çil-sipi
Belengaz, ducanî kivroskekeçiyê
Dil di dev de wisa reben
Meriv tîne tobê
Tenha, tenha bûn dem
Bê qisûr. berbangeke tazi bû
Nihêri ji si û sisiyan yek
Di zik de valahiya giran ya birçitiyê
Por û rih bûne bostek
Di pêsirê de sipih.
Mil qeydkirî niheri bi milên qeydkri
Mêrxaseki kezebpola. nihêrhî
Carekê li kîvroska belengaz
Carekê li pist xwe
Filînta wî ya delal hate bira wi ku di bin balgiva wi de xeyidye,
Hate bira wi, caniya kuji desta heranê anibû
Enî bi moriyên sin û bes
Sim sipi
Beza, tolaz û reqsok,
Mehina wi ye qemer û seklawi

Çawa firibun li ber xozatê
Eger niha weha bê çare û girêdayi
Weha li pist wi lûleke sarya hendefan
Bêçare,
Ew dê bihata kustin
Ferman bêhêvi bu,
ÃSdi bila çavên wi, marzerikên kor
Dilê wi, teyrên berata bixwara

Ez hatima kustin
Li gelîki xalî .yê çiyê di dema nimêja sibê de
Radikevim
Di nav xwinê de bi dirêjayî…

Ez hatime kustin
Xewnen min ji sevan taritir
Kes napirse rewsa min
Canê min distînin , bê ecel
Nikarim têxim tu pirtukan

Pasaki sifre daye
Hatime kustin bê mahkeme. bê pirs

Kirivo, halê min eyni weha binîwise
Dibe ku bêjin riwayete
Ev ne memikên guline
Guleyen domdomê
Di devê min de wesle wesle

Fermana kustinê bi cih anîn.
Mije hêsin ya çiya
Û bayê sibê ye hinik û sivik
Pase li wê derê tifing daçikandin

Li pasilên me hûr nêrin nihêrtin
Lê geriyan.
Pista min ya sor. male kermensahê
Tizbi û qotiya min birin û çûn
Hemû ji diyari bûn ji ecemistanê
Em kirivin merivên hevin û bi
Xwin giridayê hevin
Bi gund û zevhiyên hember ve
Xinamiyê hevin,
Ji sedsalan vir ve,
Cîranê hevin mil bi mil ve
Miriskên me tevi hev dibin
Ne ji nezanîyê
Lê ji xizanîyê
Em ji pasportê dilsar bune
Ewe curmê sebeba qatla me
ÃSdi navê me dê derkeve bi kelesiyê,
Isatvan
Rêbir
Xayiniyê

Kirivo halê min eyni weha binivise
Dibe ku bêjin riwayete
Ev ne memikên guline
Guleye domdomê
Di devê min de wesle wesle


De lêhin lawo,
Lêhin
Ez bi hesani nayêm kustin
Di kuçikê min de, hin agirê venemiri
Ü çend gotinên min hene
Ji keser, fama re
Bavê min çavên xwe dan li ber
Ruhayê
Û sê birayên xwe ji
Sê darên spehî,
Wek sê çiyayên i emrê xwe têrnebuyi
Bûn
Ji bircan. ji giran ji minaran
Dema kiriv pismam kurên êsiran
Li hember guleyên fransiz ser dikirin
Xalê min ya biçûk, nezif
Simbêlên wi nû derketibûn
Delal
Siwarekî bas
Gotiye lêxin birano
Roja namûsê ye
Û hespa xwe rakiriye ser piyan

Kirivo halê min weha binivise
Dibe ku we
Sivikki riwayeti were fehm
Em ne memikên guline
Guleyê domdomê
Di derê min de wesle wesle

Helbest:Ahmed Arîf(33 kurşun)

— 6 yorumla 3 gün önce
#ahmed arif  #otuz üç kurşun  #Sî û Sê Gûle  #ciwan haco  #muğlalı olayı 

1.

Bu dağ Mengene dağıdır
Tanyeri atanda Van’da
Bu dağ Nemrut yavrusudur
Tanyeri atanda Nemruda karşı
Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur
Bir yanın seccade Acem mülküdür
Doruklarda buzulların salkımı
Firari güvercinler su başlarında
Ve karaca sürüsü,
Keklik takımı…

Yiğitlik inkar gelinmez
Tek’e - tek doğüşte yenilmediler
Bin yıllardan bu yana, bura uşağı
Gel haberi nerden verek
Turna sürüsü değil bu
Gökte yıldız burcu değil
Otuzüç kurşunlu yürek
Otuzüç kan pınarı
Akmaz,
Göl olmuş bu dağda…

2.

Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı
Sırtı alacakır
Karnı sütbeyaz
Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı
Yüreği ağzında öyle zavallı
Tövbeye getirir insanı
Tenhaydı, tenhaydı vakitler
Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı

Baktı otuzüçten biri
Karnında açlığın ağır boşluğu
Saç, sakal bir karış
Yakasında bit,
Baktı kolları vurulu,
Cehennem yürekli bir yiğit,
Bir garip tavşana,
Bir gerilere.

Düştü nazlı filintası aklına,
Yastığı altında küsmüş,
Düştü, Harran ovasından getirdiği tay
Perçemi mavi boncuklu,
Alnında akıtma
Üç topuğu ak,
Eşkini hovarda, kıvrak,
Doru, seglavi kısrağı.
Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde!

Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı,
Böyle arkasında bir soğuk namlu
Bulunmayaydı,
Sığınabilirdi yüceltilere…
Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir,
Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı,
Yanan cıgaranın külünü,
Güneşlerde çatal kıvılcımlanan
Engereğin dilini,
İlk atımda uçuran
Usta elleri…

Bu gözler, bir kere bile faka basmadı
Çığ bekleyen boğazların kıyametini
Karlı, yumuşacık hıyanetini
Uçurumların,
Önceden bilen gözleri…
Çaresiz
Vurulacaktı,
Buyruk kesindi,
Gayrı gözlerini kör sürüngenler
Yüreğini leş kuşları yesindi…

3.

Vurulmuşum
Dağların kuytuluk bir boğazında
Vakitlerden bir sabah namazında
Yatarım
Kanlı, upuzun…

Vurulmuşum
Düşüm, gecelerden kara
Bir hayra yoranım çıkmaz
Canım alırlar ecelsiz
Sığdıramam kitaplara
Şifre buyurmuş bir paşa
Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız

Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki…


4.

Ölüm buyruğunu uyguladılar,
Mavi dağ dumanını
ve uyur-uyanık seher yelini
Kanlara buladılar.
Sonra oracıkta tüfek çattılar
Koynumuzu usul-usul yoklayıp
Aradılar.
Didik-didik ettiler
Kirmanşah dokuması al kuşağımı
Tespihimi, tabakamı alıp gittiler
Hepsi de armağandı Acemelinden…

Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız
Karşıyaka köyleri, obalarıyla
Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,
Komşuyuz yaka yakaya
Birbirine karışır tavuklarımız
Bilmezlikten değil,
Fıkaralıktan
Pasaporta ısınmamış içimiz
Budur katlimize sebep suçumuz,
Gayrı eşkiyaya çıkar adımız
Kaçakçıya
Soyguncuya
Hayına…

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki…

5.

Vurun ulan,
Vurun,
Ben kolay ölmem.
Ocakta küllenmiş közüm,
Karnımda sözüm var
Haldan bilene.
Babam gözlerini verdi Urfa önünde
Üç de kardaşını
Üç nazlı selvi,
Ömrüne doymamış üç dağ parçası.
Burçlardan, tepelerden, minarelerden
Kirve, hısım, dağların çocukları
Fransız Kuşatmasına karşı koyanda

Bıyıkları yeni terlemiş daha
Benim küçük dayım Nazif
Yakışıklı,
Hafif,
İyi süvari
Vurun kardaş demiş
Namus günüdür
Ve şaha kaldırmış atını.

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki…

Ahmed Arif - Otuz Üç Kurşun 

— 11 yorumla 3 gün önce
#ahmed arif  #otuzüç kurşun  #otuz üç kurşun  #mustafa muğlalı 

gulenmarti:

oy sevmişem ben seni.

— 10 yorumla 3 gün önce

ibrahimatas:

Sanatçı diyorsan Ahmet Kaya

Şair diyorsan Ahmed Arif

— 25 yorumla 3 gün önce
Erciş'in BDP'li kadın Başkanı'ndan 'dönmeyen mor koltuk' →
— 1 yorumla 4 gün önce

ibrahimatas:

Melike Demirağ ve Ahmet Kaya’dan “Arkadaş” düeti..

— 14 yorumla 4 gün önce

ibrahimatas:

Ah be Yılmaz ağbi..

— 15 yorumla 4 gün önce